2000’li yıllara damga vuran 5 yerli yönetmen

5 yerli yönetmen

Ercan MERAL

İlk Türk sineması denemesi, I. Dünya Savaşı’nın başladığı 1914’te Osmanlı-Rus Savaşı’nda ölen Rus askerlerinin anısına Florya yakınlarındaki Ayastefanos Rus Abidesi’nin yıkımını konu alıyordu. Bu film, o dönem Osmanlı ordusunda subay olarak görev yapan Fuat Uzkınay tarafından çekilen bir kahramanlık filmi daha doğrusu belgeseli idi. Filmin yapımcısıysa 1897’de bu topraklarda ilk sinema filmini izlettiren Sigmund Weinberg’ti. Türk sinemasının Romanya uyruklu gönüllüsü Weinberg’in kurduğu Pathe Sineması’nda bu sefer ilk konulu Türk filmi çekilir ve yayınlanır; 1917, Sedat Simavi’nin Pençe ve Casus filmi… Tarihimize damga vuran I. Dünya Savaşı, bir anlamda Türkiye sinemasını da başlatmış olur.

O tarihten sonra Muhsin Ertuğrul, Ömer Lüdfi Akad, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Ertem Eğilmez, Memduh Ün, Şerif Gören, Yılmaz Güney, Zeki Ökten, Osman Seden, Ömer Kavur, Yavuz Turgul neredeyse tarih sıralamasıyla 2000’li yıllara kadar Türkiye sinemasına yönetmenlikleriyle yön verdi. 2000’li yılların başında ustalarından bayrağı alıp yeni tarzlar yaratan, yeni ödülleri Türk sinemasının hanesine kazandıran yeni yönetmenler ve yeni filmler ortaya çıktı. İşte bu ay yazımın ana teması da bu: Kimdir bu yönetmenler, hangi özellikleriyle 2000’li yıllarda ve sonrasında sinemamıza damga vurmuş. Şimdilik ilk 5 isimden başlayalım zira liste epey uzun. Baştan söyleyeyim bu ne bir alfabetik sıralama, ne bir tarihsel sıralama ne de gönülsel sıralamadır… Bu sadece bir sıralamadır.

ZEKİ DEMİRKUBUZ

Zeki Demirkubuz bana göre çıkmaza girmiş, yalnız insanların iç dünya yansımalarının, hayatın acımasız yönlerinin yönetmenidir. Toplumu çok iyi sindirmiş, insan beynine hakimdir. Hayat acımasız, insanlar yalnızdır ve Demirkubuz filmlerinde bunun kokusu burnumuza kadar gelir. Filmlerinde oyuncuların gerçekten o hayatı yaşadığını düşünürsünüz. İç dünyalar dışa şok edici şekilde vurulur. Çok sigara içilir, bolca da küfür edilir. Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar romanından uyarlanan 2012 yapımı Yeraltı filmi, Demirkubuz’un Masumiyet (1997) ve Kader (2006) ile birlikte en kült filmleridir. Yeraltı, Engin Günaydın’ın mutheşem performası ile bizi anksiyetelerden anksiyetelere sürükleyen film bir nevi yalnızlık senfonisidir.

YERALTI (2012)

“Acı en üst sınırına ulaştığında, alçakçasına zayıflamaya, yerini daha önce hiç tatmadığım cinsten bir duyguya bırakmaya başladı. Kendini olanca şiddetiyle hissettiren, diş ağrısına benzeyen, kısmen zevkli bir duygu. Birden, başıma gelen tüm felaketlerin nedenini bu olduğunu anladım. Artık değişemeyeceğimi, bunu kendimin de istemediğini, başka bir adam olamayacağımı söylüyordu…”

TOLGA KARAÇELİK

Son yıllarda Türk sinemasının gözbebeği olan yönetmen, 2018 yılında Kelebekler filmi ile Sundance Büyük Jüri Ödülü ile döndü. Karaçelik filmlerinin en önemli özelliği oyuncularını parlatması. 2015 yapımı Sarmaşık kaliteli oyuncu kadrosunun yanında bu oyunculuların neler yaptığı ile öne çıkıyor. İtalya açıklarında iflas eden bir armatörün gemisinde mahsur kalan bir mürettebatın hikayesi anlatılıyor. Nadir Sarıbacak ve Kadir Çermik’in performansları eşliğinde nadir görülebilecek bir oyunculuk ve yönetmenlik kabiliyeti izliyoruz.

SARMAŞIK (2015)

“Deniz bitti, gemi durdu, duran gemi artık gemi değildir.”

NURİ BİLGE CEYLAN

Dünyanın en iyi durum hikayesi yönetmeni olarak adayım kesinlikle Nuri Bilge Ceylan’dır. Olay örgüsü, bunun insanla bağdaşması, gerçeklik olgusu, oyuncuların hikaye ile özdeşleşmesi her şeyiyle filmleri içimize işler. Ama bunlardan önemlisi bitmesini istemediğiniz uzun gergin diyaloglar, günlerce aklınızı kurcalayacak görsel metaforlardır. 2014 yılında Kış Uykusu filmi ile Cannes’da Altın Palmiye kazanan yönetmen son dönemde ülkemizin kazandığı en büyük sinema ödülünün de sahibi oldu. Kış Uykusu’nun en önemli özelliklerinden biri oyunculuk performanslarıdır. Haluk Bilginer ve Demet Akbağ’ın şömine çıtırtıları eşliğindeki uzun diyalogları ekran başındaki bizleri alır ve onlarla aynı evrene sokar.

KIŞ UYKUSU (2014)

“Vicdan; güçlüleri korkutmak için düşünülmüş, korkakların kullandığı bir sözcükten başka bir şey değildir. Bizim vicdanımız güçlü kollarımız, kılıçlarsa yasalarımızdır.”

ONUR ÜNLÜ

Onur Ünlü fantastik ama duygusal, vicdanlı ama acımasız filmlerin yönetmeni. Ünlü’nün filmlerinin en önemli özelliği ne zaman ne olacağı, kimin öleceği, hangi boyuta geçileceği, gerçek hayatın ne zaman fantastikleşeceğinin belli olmaması. 2011-2014 yılları arasında çekilen Leyla ile Mecnun dizisi gerçek dünya ile fantezinin bir harmonisi gibidir. Ünlü, atardamarları iyi bilir, keser onları ama tedavi ettiğini sandığınız anda sizi yatalak bırakır. 2013 yapımı Sen Aydınlatırsın Geceyi, Ünlü’nün en ünlü filmi olmasa da en etkileyici filmidir. Bir Ege kasabasında birçok kişinin özel güçleri olan aşk filmidir. Kulağa ilginç gelen konusu yönetmenlik ile göze etkileyici gelir.

SEN AYDINLATIRSIN GECEYİ (2013)

“Bu hayatta herkesin bir derdi var Cemal. Benimki de bu. Ölemiyom be. Eyi bi şey sanıyon bunu de mi? Herkesler öyle sanıyor ama gel bir de bana sor. En berbat tarafı ne biliyon mu? Hiç kimseden hiçbir şeyden korkun kalmıyor. Ar damarı çatlıyor adamın. Doğru ne yanlış ne her şey karışıyor kafanda. Bu koduklarımın 100 sene önce neye inandıklarını görsen çok gülersin. Ben biliyom mesela. 100 sene sonra neye inanacaklar onu da biliyo olcem. Ya her şeyleri biliyom ben Cemal. Hee her şeyleri bilmekle hiçbir şey bilmemek aynı şey. Odun gibi oluyon işte. Onun için çok fazla kurcalamicen meseleleri. Eninde sonunda ölecek olan birisinin bu dünyanın derdini çözmesine imkan yok.”

REHA ERDEM

Reha Erdem filmleri bizi kendi içimizde kaybettirir. Çoğu zaman anlamaya çalışmayı bırakır arkadaki seslere odaklanırsınız. Fantastik dünyalar içindeki sıra dışı insanların filmlerini çeker Erdem. O kadar zengin bir görsel dünya kullanır ki gidip orada yaşamak istersiniz. 2009 yapımı Kosmos filminde ana karakter Battal, bu dünyadan değil gibi olan beyaz gri bir şehre gelir ve zamanın neredeyse olmadığı bu şehirde en az kendisi kadar tuhaf insanların hayatını değiştirir, en az kendisi kadar garip bir aşk yaşar. Varoluşsal bir meseledir filmi…

KOSMOS (2009)

“Yeryüzünde ne kötülük olacağını asla bilemezsin. Eğer bulutlar yağmur yüklüyse yeryüzüne boşalırlar. De ki bir ağaç devrildi, nereye devrilirse ister güneye ister kuzeye orda kalır. Neyi bildim? Tek bulduğum, Allah insanı doğru yarattı fakat onlar çok düzenler aradılar.”