Efruz Çakırkaya: İstanbul’da konser vermek sanatçıları heyecanlandırıyor

İstanbul Müzik Festivali neredeyse yarım asırlık, köklü bir festival, ilki 1973 yılında yapıldı. Saygıdeğer işinsanı Nejat Eczacıbaşı ve onun etrafındaki dostlarının bir araya gelerek İstanbul gibi çok önemli bir dünya kentinde, neden uluslararası bir festival yapılmadığı sorusuyla yola çıkıldı. Bu, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin 50’nci yıl kutlamalarına denk gelen yıldı. Tabii bir festivali, 47 yıl aralıksız sürdürebilmek önemli bir başarı.

Aslında farklı disiplinleri barındırarak başlamış bir festival. Klasik müzik, caz, dans… Yıllar içerisinde artan ilgiyle farklı festivallere bölündü. Şu anda İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 4 festival ve 2 bienal düzenleniyor. Tabii amiral gemileri İstanbul Klasik Müzik Festivali olarak adlandırabileceğimiz İstanbul Müzik Festivali, en eskisi.

İstanbul Müzik Festivali Direktörü Efruz Çakırkaya, başarının sırrını, alanındaki en başarılı projeleri şehre getirmeye çalışmak olarak açıklıyor. Sponsorlara ve Lale Kart üyelerinin katkısına dikkat çekiyor. “Çünkü yaşayan bir festival olmak için destekçilere ve izleyicilere ihtiyaç var.” Çakırkaya’nın deyimiyle ‘kümilatif başarıyı’ ve bu ayki Var Olmanın Karanlığı, Var Olmanın Aydınlığı temalı 47. İstanbul Müzik Festivali’ni konuştuk.

  • İstanbul Müzik Festivali nasıl bir misyon üstleniyor?

Klasik müzik alanındaki en önemli isimleri İstanbul izleyicisiyle buluşturmak. Türk sanatçıları festival programına dahil etmek. Genç müzisyenlere, yeni projelere destek olmak. Eser üretimine katkıda bulunmak.

  • Eser üretimine nasıl katkı sağlıyorsunuz?

2010’dan bu yana İstanbul Müzik Festivali, her yıl en az bir çağdaş besteciye eser siparişinde bulunuyor. Bestelenen eser, ortak siparişler sonucu da ortaya çıkabiliyor. Böylece farklı konser salonlarında, dünyanın farklı şehirlerinde bu eser seslendirilebiliyor. Bu da klasik müzik dünyasına bir zenginlik katıyor.

‘ELİT ALGISINI KIRMAYA ÇALIŞIYORUZ’

  • Maalesef klasik müzik Türkiye’de niş ve elit bir sanat dalı olarak görülüyor. Türkiye’deki klasik müzik algısı hakkında görüşleriniz neler? İKSV bu algının karşısında neler yapıyor?

Mutlaka. Müzik evrensel bir dil. Çoksesli müzik aslında çok zengin bir içerik. Dediğiniz gibi ülkemizde klasik müzik biraz elit görülüyor. Biz bunu kırmaya çabalıyoruz. Bunun için 2013 yılından beri, festival kapsamında, konser salonları haricinde ücretsiz konserler organize ediyoruz.

İstanbul büyük bir metropol, her yere yetişmek mümkün olmasa da bunu artırmaya çalışıyoruz. Ailelerin çocuklarıyla gelip katılabileceği ücretsiz konser serilerimiz
var. İnsanları müziğe yaklaştırmaya, müziği insanlara ulaştırmaya çalışıyoruz. Bu tabii
zamanla gelişecek, dinlendikçe ve içinde oldukça sevilecek.

  • 15 farklı mekanda konser gerçekleşecek, bu çeşitliliğin olumlu yanları neler?

Bu aslında İstanbul Müzik Festivali’nin alametifarikası. Şehrin kültür mirasını öne çıkarmaya çalışıyoruz. Bu zengin şehrin çok önemli tarihi mekanları var. Başlangıcından itibaren festivalin ana mekanı Aya İrini Müzesi’dir. Onun dışında konserlerimizi, projelerimizi salona çevirdiğimiz tarihi mekanlarda gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bu izleyiciler için de büyük bir tecrübe. İçerik tabii önemli ama içeriğin, sergilendiği mekanla da örtüşmesi gerekiyor.

15 farklı mekanda organize olmanın zorluğu ise prodüksiyon ekibini etkiliyor diyebilirim.Her
gün bir mekanda konserimiz var, hatta bazen iki konser. Tüm o mekanların konser salonu haline getirilmesi, sahne, ışık, teknik kısım… Ancak izleyiciler için değer.

HUMAN REQUIEM AŞKINA 7 YIL
  • 47’nci İstanbul Müzik Festivali’nin programı belli oldu. Program ne düşünülerek hazırlandı? Nasıl bir süreç oldu?

Klasik müzik festivali organize ederken, bu işin diğerlerinden çok daha farklı bir doğası var. Yazışmalar en az 3 yıl öncesinden başlıyor. Bu yılki programda son bir yılda gelişip programa giren işler de var,7 yıldır İstanbul’a getirmeye çalıştığımız
projeler de var. Dolayısıyla uzun ve ilmik ilmik dokunan bir hazırlık süreci. İstanbul büyük bir cazibe merkezi ve ilham kaynağı. Dolayısıyla İstanbul’da konser vermek sanatçıları heyecanlandırıyor.

  • Peki sizi en çok heyecanlandıran projeler hangileri?

Az önce söylediğim, o 7 yıldır getirmek için uğraştığımız Rundfunkchor Berlin’den Human Requiem. Alışılagelmiş konser formatının dışında bir iş. Zira izleyiciler, bir konser salonuna girip sahnenin karşısından izlemeyecek konseri. İzleyicilerle sanatçıların arasındaki sınırların kalktığı bir iş. İnsanlar sahnenin üzerinde, müzisyenlerle bir arada olacak. Orada müziğe  çok yakın bir temas var.

Bunu 2012 yılında Hamburg’da, Elbphilharmonie binasının inşaatında izlemiştik. Çok heyecanlanmıştık, o gün bugündür getirmek için çalıştık.

  • Bu yıl yaşanacak bir ilk var mı?

Ayrıca bu yıl başlattığımız Birlikte Güçlü Sesler Korosu adlı projemiz var. Bu yıl İKSV bünyesinde açılan alt kat, gençler için bir etkileşim alanı. Burada çocuklar için özel ustalık sınıfları, film gösterimleri gibi çeşitli etkinlikler düzenleyeceğiz. Onların iş birliğiyle de bu koro ortaya çıktı.

İşitme ve görme engelli çocuklarla Barış Korosu’ndaki çocukları bir araya getireceğiz. Bu çocuklar festivalde performans gerçekleştirecek. Bir süredir çalışıyorlar. Venezuela’daki El Sistema’dan örnek aldık. Çocukların bir kısmı şarkıları seslendirirken işitme engelli çocuklar el koreografisiyle, işaret diliyle sözleri aktaracaklar. Bu çok kıymetli. Müzik birleştirir. 29 Haziran’da Zorlu PSM’de ücretsiz olarak katılınabilecek.

‘AYDINLIĞIN YANINDAYIZ’
  • Var Olmanın Karanlığı, Var Olmanın Aydınlığı temasından biraz söz eder misiniz? Nasıl belirlendi, verilmek istenen mesaj nedir?

2011 yılından beri bir tema kurguluyoruz. Temalar, içeriği zenginleştirmemizi sağlıyor. Tema üzerinden hem yaratıcı fikirler ortaya çıkarıyoruz hem de konser öncesi etkinliklerde bu temalara gönderme yapan çeşitli söyleşi ve sohbetlerimiz oluyor. Bu yılki temamız, hayattaki dualitelere bir gönderme. İkilik yasası evrensel bir yasa, biri olmadan diğeri var olamıyor.

Biz de bu bağlamda karanlık ve aydınlığı seçtik. Karanlığın gerçekliğini vurgularken aydınlanmanın varlığını ön plana çıkarıyoruz. Aydınlamadan kastımız bilim ve hayata dair pozitif olan her şey, dolayısıyla aydınlanma tarafındayız. İyi kötü, ölüm yaşam. Yin-yang gibi. Hayatta var olan pozitif ve negatif her şeyin birleşimini alıp bunun müziğe ve müzisyenlerin yaratım sürecine ne gibi katkıları olduğunu göstermeye çalışacağız. Çünkü müzik üretimi de ilhamını hayatın gerçekliğinden alıyor.

Müzikseverlere ve klasik müzikseverlere ne söylemek istersiniz, bizi neler bekliyor?İKSV’nin ve İstanbul Müzik Festivali’nin etkinliklerini takip etmeye devam etsinler. Önümüzdeki yıllarda çocuklara ve gençlere daha fazla ulaşacağımız projeler planlıyoruz. Müziği sevin, müzik hayattır.