Enver

Safe space
Ayşegül KUMOVA

Her zaman güneşin doğmasını beklemezdi koşmak için. Bazı günler sabahın soğuğunda kalkıp koşardı; bazı geceler eve geldiği gibi tekrar çıkar, var gücüyle vururdu kendini yollara. Camda yaşayarak dirseklerini çürüten komşu teyze, “Neden kaçıyor bu çocuk?” diye düşünürdü hep. Oysa, kaçmazdı Enver. Soluk almaktı niyeti. Her koştuğunda soluğuna biraz daha yaklaşırdı. Yani bir şeylerden kaçmak yerine bir şeylere doğru koşardı, hedefi vardı. İnanmakta hala güçlük çektiği şeyi yaşadığı o gün, yine erken kalktığı günlerden biriydi. Havanın çok sıcak olacağını biliyordu. Bu yüzden sabah serinliğinde koşmayı tercih etmişti Enver. Daha evin merdivenlerindeyken başladı koşturmaya…

Uykusunda çok fazla rüya gördüğünü hatırladı. Şimşirlerden oluşan dev bir labirentin içinde yolunu bulmaya çalışıyordu. Sonra denizde küçücük bir salın üzerinde durduğunu görmüştü. Çok korkunçtu. Neyse, rüyaları yeniden yaşamanın bir faydası yoktu. Kulağındaki müziği neredeyse sonuna kadar açtı; The Alan Parsons Project’ten Games People Play çalıyordu. Burnundan içeri serin bir hava dolup boşaldıkça rahatlıyordu Enver. Koşarken niye böyle hissediyordu bilinmez ama sanki hiç yorulmayacakmış gibi gelirdi. Yemyeşil vadilere doğru koşmak isterdi hep. Ama sahil kenarındaydı evi. Pek çok insan bunun bir lütuf olduğunu söylese de denizi pek sevmezdi. Yüzmeyi de bilmiyordu zaten. 30 yaşına gelmişti. Bundan sonra kimse de ısrar etmiyordu öğrenmesi için. Tek yapmak istediği ‘yeşile’ bakmaktı. Onun yaydığı oksijenle bütünleşmek ne muhteşem bir şeydi.

Bir saattir koşuyordu. Güneş artık yükselmişti. Biraz terlemeye başlayan Enver, küçük bir manolya ağacının gölgesine saklanan bir bank buldu ve oturdu. Kulaklıklarını çıkardı, boynuna astı.“Psst baksana! Şarkı söylüyorum, ama kimse duymuyor.” Enver etrafına şöyle bir baktı. Bunu kim söylemişti? Genç bir kızın sesiydi ama arka köşesinde gazetesini okuyan altmış yaşlarında bir adam ve sahil kenarını temizlemeye gelen belediye görevlilerinden başka kimseyi göremedi. “Yanlış duydum herhalde.” dedi.“Psst baksana! Şarkı söylüyorum, ama kimse duymuyor.”

İşte yine duymuştu. Hızla arkasına döndü, sağına soluna bakındı. Hiç kimse yoktu. Sonunda aklını kaçırmaya başladığını düşünüyorken kulaklığı geldi aklına. Acaba oradan mı geliyordu ses?! “Kimse sesimi duymuyor diyorum!” Ses yükseldi.

Hemen kalkıp yeniden koşmaya başladı Enver. İşte şimdi ilk defa kaçmak için koşuyordu. Sesten uzaklaşmaktı niyeti. Aynı cümleyi duymaya devam etti. Beş dakika sonra “Kim var orda?” diyerek durdu. “Deniz!”… “Neredesin göremiyorum, benimle nasıl konuşuyorsun?”… “Bayağı”… “Ben seni nasıl duyuyorum?”… “Masmaviyim görmüyor musun? Beni herkes görüyor. Sadece sen görmüyorsun. Dalgalarım şarkı söylüyor; duymuyorsun.”… “Ne?!”
“Benimle konuşan deniz mi? Yani bildiğimiz, şu yanımdaki okyanusun dalgaları mı konuşuyor benimle?”

Böyle onlarca soru sordu kendine. “Evet” dedi deniz, “Ben konuşuyorum. Yıllardır beni duymuyor, görmüyorsun.” Enver, hiddetle yanıt verdi; “Başkalarıyla konuş o zaman!” Ağlıyor muydu yoksa? Gözyaşları yanaklarına dökülmeye başladı. “Benimle konuşma deniz.” Bunları söylerken ayakları yürüme parkurunun yanındaki, artık güneşin kaynatmaya başladığı kumlara basmaya başladı. Ağlayarak yürüdü o kumların üzerinde ve ayak parmakları dalgalara ulaşana kadar da durmadı. “Onu özlüyorsan, bana sarılman yeter.” dedi deniz.

Birden ağlamayı kesti Enver. Yavaş ama emin adımlarla dalgalara doğru yürümeye başladı. Neyse ki o gün deniz çok sakindi. Dalgalar yok denecek kadar küçük ve tatlıydı. Sahili okşuyorlardı. Yüzme bilmeyen bir yetişkini yutmazdı deniz. “Sarıl bana…” “Tamam, deniyorum. Sabırlı ol! Bunca yıl bekledin, biraz daha beklesen?”

Deniz dedi ki “Unutma, 24 yıl önce ben de oradaydım. Sen sadece benimle tanışmak istemiştin, yüzmeyi öğrenmek ve bana sarılmak… Bunun için erken olduğunu bilmiyordun sadece. Ağabeyinin de henüz benimle tanışmadığını nereden bilecektin ki? O yıllardır benimle ve çok mutlu. Haydi sarılalım artık. Burada da nefes alabilirsin…” Daldı denize Enver, yüzebiliyordu.

Kimseye anlatsa inanmazdı o günü. Şimdi Enver, nedense o sıra dışı günü, yüzünde bir gülümsemeyle hatırladı. Sırtüstü denizin üzerinde uzanırken…