Fantastic Negrito: Dini olmayan bir kilisenin peşinde

Arda AŞIK

Fantastic Negrito, anlatacak çok hikayesi olan bir müzisyen. Somali kökenli göçmen bir babanın ve ABD’nin güneyinden bir annenin oğlu. Oakland’ın kendine has mücadeleciliği ruhuna işlemiş, ama bunu inanılmaz bir zerafetle yapıyor. 1999’da neredeyse ölümüyle sonuçlanan, haftalarca komada kalmasına neden olan bir trafik kazası geçirdi. 2007’de müzik yapmayı bıraksa da 2014 yılında yeni şarkılarıyla geri döndü. 2015’te ise Amerika’nın en saygın haber ve kültür sanat yayınlarından NPR’ın canlı konser serisi Tiny Dest Concerts yarışmasını kazandı. 2016’da Fantastic Negrito adını aldı, çıkış albümü The Last Days of Oakland Yılın En İyi Çağdaş Blues Albümü dalında Grammy kazandı. En son albümü Please Don’t Be Dead de 2019’da aynı ödülü aldı.

18 Haziran’daki konseri, orada olduğumuz için kendimizi şanslı saydığımız bir deneyim
oldu. Negrito, sahnede anlattığı hikayeleri ve seyircisiyle iletişimiyle konserini bambaşka bir boyuta getiren bir sanatçı. Kendi parçaları da, In The Pines gibi müzik tarihine mâl olmuş şarkıların cover’ları da sizi bir yolculuğa çıkarıyor… Konser öncesinde kendisiyle konuşma fırsatımız da oldu.

❏ Müziğiniz blues tabanlı ama pek rock’n roll tınısı da yok gibi. Müziğinizi nasıl tanımlarsınız?
Müziğimi kalbimde, ruhumda, köklerimde, geleneklerimde buldum. Her zaman oradaydı, benimle konuşuyordu. Gerçekten özgün olmanın zorlayıcılığını da istedim. Pek blues değil, rock’n roll değil, soul değil. Gerçekten ruhumdan ve köklerimden gelen bir müzik.

❏ Berkeley Üniversitesi’nin müzik derslerine gizlice girdiğinizi duydum. Doğru mu?
Aslında, çalışma odalarına. Öğrenci değilsen girmene izin vermiyorlardı.

❏ Orada öne çıkan bir an oldu mu? Yakalandınız mı hiç mesela?
Öne çıkan anlar oldu ama yakalanmakla ilgili değil. Oakland’dan geliyorum, mücadele etmeyi biliyorum. Bir şeylerin olmasını sağlamayı da… Tatlı bir kız vardı, bence kaçak girdiğimi biliyordu ama sadece bana gülümsemekle yetinirdi.

❏ Orada olmanın müziğinize etkisi oldu mu? Faydalı mıydı?
Ölçüleri öğrendim sanırım. Müzik ölçüsü okumayı bilmiyordum, kulaktan çalıyordum. Diğer öğrencileri dinleyip onlar gibi çalmaya çalışıyordum. Yani faydası oldu aslında.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Fantastic Negrito (@fantasticnegrito)’in paylaştığı bir gönderi ()

‘5 YIL MARIJUANA ÇİFTÇİLİĞİ YAPTIM DİYEBİLİRİM’

❏ Müziğe uzun bir ara verdiniz… Bu sürede neler yaptınız? Bu ara müziğinizi nasıl etkiledi?
5 yıl durdum. 5 yıl sonra enstrümanıma tekrar dokundum ve Fantastic Negrito olmak için toplam 7 yıl gerekti. Bence ilham veren bir şey hissetmediğinde ara vermek gerek. Bir sanatçı için en kötü şey ilham hissetmemek. Gerekirse bırakmak normal, sadece geri dönebilmek gerekli. Anlamlı şeyler söylemek gerekli ve bunu yapabilmek, hissettiğim müziği yansıtabilmek için durmam gerektiğini düşündüm. Hissetmezsem yapmam. Gidip çiftçilik yapmayı tercih ederim. 5 yıl marijuana çiftçiliği yaptım diyebilirim aslında!

❏ Bazılarına göre, stüdyo sizi kısıtlıyor. Yani sahnede tüm enerjinizi yansıtabiliyorsunuz ama stüdyo kısıtlayıcı bir ortam. Ne dersiniz, stüdyoda çalmakla sahnede çalmak arasında bir fark var mı?
Büyük bir fark var. Stüdyodayken bir kayıt almaya çalışıyorsunuz, kayıt da canlı performanstan farklı elbette. Sahnede seyirciyle yaşanan güzel anlar var. Fark olması normal ama bence tek kısıtlama kendinize koyduklarınız.

❏ Sahnede olmak favoriniz yani?
Aslında, çocuğum varmış gibi. Farklılar ama aynı sevgiyi hissediyorum.

❏ Prince’in sizin için bir idol olduğunu biliyorum. Sanatınıza etkisi olan başka biri var mı, bir kitap ya da film belki? Dinin müziğinizde bir yeri var mı? Babanız dini bütün bir müslüman sanırım…
12 yaşındayken evden kaçtım, din olmadan yaşamak istedim çünkü. Bir problem yok aslında, hepimiz farklıyız. Babamı tekrar görmesem de, onu seviyorum ve saygı duyuyorum. Bazen Amerika’da bir çocuk olmak zor, belki tüm dünyada böyledir. Tüm dinlere bir saygım var, kalbinde sevgi olan herkese saygı duyuyorum. İlham kaynaklarıma gelince; Robert Johnson, Howland and Wolf, Charlie Patton gibi isimler Fantastic Negrito’yu derinden etkiledi. Punk’tan da ilham aldım, erken dönem hip-hop’tan da. Anlatacak bir şeyi olan müzikler, biraz kirli olan müzikler. O kiri, duyguyu hissetmeyi seviyorum.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Fantastic Negrito (@fantasticnegrito)’in paylaştığı bir gönderi ()

‘BİR KULÜBE GEREK YOK’

❏ Hayatınızda müziğinizi etkileyen bir an oldu mu?
Var, 3 haftalık komadan uyandığım an. Hayatımı ve ne yapacağımı düşündüğüm büyük bir andı. Night Has Turned The Day’i bu anı düşünerek yazdım. Büyük bir andı çünkü köklerimle bağlantı hissettim ve albümlere kapıyı açan da bu oldu. Bir de, çalmak için sadece bir sokağın yeterli  olduğuna karar verdiğim an. Gerekirse bir tren istasyonu da olabilirdi, illa bir kulübe gerek yok. Kendim olmak için bir plak şirketinin ya da başkasının iznine de gerek yok. Bu gerçekten hayatımı değiştirdi, tüm sanatçılara bunu söylemek isterim. Her birey özgün, kendiniz olmaktan korkmayın. Ünlü olmalıyım, zengin olmalıyım, güzel kadınlarla olmalıyım, en iyi araba bende olmalı diye düşünürdüm gençken ama Fantastic Negrito olarak döndüğümde tek istediğim şeyin insanlara bir şey katmak olduğunu fark ettim.

❏ Son albümünüz Please Don’t Be Dead’in çıkış sürecinden bahseder misiniz?Albüm sürecinden önce, şarkıların tek başına bir şey ifade etmesini sağlamaya çalışıyorum. Bu bence çok önemli. Sözler, besteler kalbimden gelen hikayeleri anlatmalı. Prodüksiyon kısmında da, biraz hip- hop tipi gidiyorum diyebilirim sanırım. Farklı performanslardan kısımları bir araya getiriyorum. Birinci nesil hip-hop neslinin çocuğuyum, bu genlerimde var diyebilirim. Bass’ın en iyi kısmı, gitarın en iyi kısmı, belki aralara bir alkış sesi…

Kayıt esnasında özgür olunmalı. Kendimi hip-hop, rap ya da farklı bir tarza ait olmak için sınırlamam, ben müziğini yapan bir adamım sadece. Bu albümü yaparken de 1986’da çıkan albümleri düşündüm. Hendrix’in, Beatles’ın albümleri. O tip bir özgürlüğü istedim. Şarkıların çoğunu da internetten aldığım 89 dolarlık bir bas gitarla yazdım. Konsept de Amerika üzerine kuruluydu. ‘Lütfen ölmüş olma’ derken özgürlük, demokrasi, açık fikirlilik, konuşma özgürlüğü gibi konulardan bahsediyordum.

❏ Müziğiniz özgürlüğün müziği diyebilir miyiz?
Sizin için ne ifade ediyorsa onu diyebilirsiniz. Bir şarkı yazdığımda başkaları için ne ifade eder bilemiyorum, bence özgürlük yeterli. Bir de ilham elbette! İnsanlara ilham verdiğim düşüncesini seviyorum.

❏ Uzun yıllardır müzik yapıyorsunuz. Hâlâ ilk açlığınızı hissediyor musunuz? Yapacak yeni şeyler var mı?
Açlık doğru kelime olmayabilir de, gerçekten heyecanı hissediyorum. Açlık bir şeyi istediğiniz anlamına gelebilir, ben katkı sağlamak istiyorum. Benim için bir sanatçı hatta insan olarak önemli olan bu. Gelecekle ilgili de, sanatımı sürdürmek istiyorum. Değişiklikler olabilir, değişiklik iyidir.

❏ İstanbul ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Eski bir şehir, bir batılı için çok egzotik. Güzel mimari, güzel yemekler, güzel kadınlar… Ve sert polisler.

❏ İstanbul’da seyirciyi ne bekliyor peki?
Heyecan duyulacak, moral yükseltecek bir şey bekleyebilirsiniz. Siyahi köklere sahip bir müzikle geliyorum. Oakland, Kaliforniya’nın müziği. Dini olmayan bir kilisenin peşinde.