Hüzün kıyıları ve Yellow Days

Esra Gündoğdu
Yeni Dalga

 

Yellow Days’le hüzünlü bir sonbahar akşamı How Can I Love You ile tanıştık.
Grubun melankolik sesi George van den Broek, İngiltere’nin taşına toprağına
işlemiş müzikal zenginliğinden genç yaşında payına düşeni almış. Surrey
çıkışlı Yellow Days’in adı sık sık King Krule ve Nilüfer Yanya ile anılıyor. Üçü Britanya
alternatif müzik çevrelerinde, tabiri caizse Voltran’ı oluşturuyor.

Beast King Golion Let'S Form Voltron GIF - Find & Share on GIPHY

Yellow Days, Kasım 2016’da ilk albümü Harmless Melodies’i yayınladığında, George
sadece 17 yaşındaydı. Dinlediğinizde sizi şaşırtacak derecede olgun ve duygu dolu
vokalinin 17 yaşında birine ait olduğuna inanmak zor. Bu yaşında bu kadar iyi bir albüm
yaptığına göre, stüdyoda okuldan daha fazla vakit geçirdiğini tahmin etmek zor değil.
Yellow Days’te birlikte çaldığı basçı ve davulcu da okuldan arkadaşları. Nerdeyse tüm
saygın müzik mecralarının ‘gelecek vadeden sanatçı’ listelerine üst sıralardan giriş yapan
Yellow Days’in 25 dakikalık bu ilk albümünde 7 şarkı var. Gap in the Clouds, Your Hand
Holding Mine gibi şarkılar bize Yellow Days’in müziğinin nasıl evrileceğine ilişkin ilk
ipuçlarını da veriyor aslında. George’un çok güçlü old school-blues vokali ve titizlikle
çalışılmış bir müzikal altyapıdan söz ediyorum.
İkinci albümü Is Everything Ok in Your World ise başınız sıkıştıkça açıp
dinleyebileceğiniz bir ‘depresyonla mücadele kiti’. Bir röportajında, büyürken
depresyonla başa çıkma yöntemi olarak blues’u seçtiğini söylemiş. Depresyon ve
anksiyete ile mücadele ettiği bu yaşların, hayatın sıcak ama zorlu ‘sarı günleri’ olduğunu
düşünmüş ve müziğine ‘Yellow Days’ ismini uygun görmüş.
Sık sık ona ilham veren şarkıcılardan bahseden George’un sepetinde klasik blues ve
olabildiğince indie sound’lar hüzün harcıyla birbirine karışıyor. Yellow Days’in Spotify
sayfasında yayınladığı Real Feels, The Sad Volume listesinden de anlaşılacağı gibi, bu blues vokalinde Ray Charles’ın büyük etkisi var. Etta James ve Howlin’ Woolf da diğer ilham
perileri. Mac Demarco’ya büyük hayran, Tame Impala’yı da hiç dilinden düşürmüyor.

 

Yellow Days ile ilgili en güzel detaylardan biri de sanırım merch’leri. İsmini ikinci
albümün ilk şarkısı A Bag Of Dutch’tan alan özel ambalajlı bir paket Rizzla sigara
kağıdına sadece 1.5 Sterlin’e sahip olabiliyorsunuz. Kuvvetle muhtemel albümleri kaset
formatında da basılmış ki, merch’leri arasında kaset çalar da var.
Yellow Days bu yaz Avrupa’da turnede olacak. Hatta çok sevdiği Mac Demarco’yla
sadece tanışmakla kalmayıp, İngiltere’de birlikte çalacaklar. Yaza ne kaldı, bu çocuğun
indie-blues müziğini buralarda dinleyebilmek dileğiyle diyorum ve bu yazımı George
van der Broek’in bir sözüyle bitiriyorum:“I think there’s something about music – it’s so wonderfully pointless. Someone who is
depressed can really understand that; how something could be wonderfully pointless.”