Kaosun elçisi Joker

“Planı oIan bir adam gibi mi duruyorum? Ben arabaları kovalayan köpek gibiyim. Yakalasam bile ne yapacağımı bilmem. Ben sadece yaparım.”

O bir kaos elçisi, hiçbir şey elde etmeye çalışmadan kötülük yapan bir amaçsız, saf kötülük, sinirleri alınmış gibi görünen ama agresif… DC efsanesi Batman‘i tamamlayan Joker’i dünden bugüne ele alıyoruz bu yazıda.

Joker karakteri 25 Nisan 1940’ta Bill Finger, Bob Kane ve Jerry Robinson tarafından yaratıldı. 1950’lere kadar çizgi roman dünyasının suç makinesi olarak hayatına devam etti. Bu yıllarda çizgi roman endüstrisi önemli bir kriz yaşadı, çocuklara şiddet içerikli görüntülerin yayımlanmaması ile ilgili bir yasa çıktı. Bu dönemde Joker gerçek bir palyaçoya dönüştü. Kötülük yerini eşek şakalarına bırakmıştı. Bu, 1970’lere kadar devam etti. Çizgi roman dünyası 1970’lerde orijinal haline döndü. Karakterlerini karartmaya ilk başlayan DC oldu. 1973’te Dennis O’Neill ve Neal Adams, Batman’i özüne döndürdü. Joker’i
de eski sadist ve korkunç haline…

Sebepsiz kötü Joker’i günümüze kadar getiren de bu akım oldu. 1978 Mart sayısındaki (Joker’in Gülen Balıkları) hikayede Joker, şehirdeki tüm balıklara gülme ifadesi veren bir kimyasalla ve tüm balıkları öldürdü. Sadece kötülük yapmak, bunu komik bir biçimde hayata geçirmek Joker karakterinin özünü oluşturuyordu.

Joker’in nasıl Joker olduğu ile ilgili birçok farklı hikayeler ortaya koyuldu. Çizgi romanlar, animasyonlar, filmler bize başka başka şeyler anlattı. Aslında işin özü şuydu: Net bir geçmişi olmamalıydı. Çünkü sadece kötülük için yaratılmış, öc alma, para kazanma, bir ideolojiyi hayata geçirmek gibi amaçları olmayan bir kötünün geçmişi de net olmamalıydı. Duygusal bağ kuracağımız, ona geçmişinden dolayı hak vereceğimiz, haksız bulup nefret edeceğimiz bir geçmiş bizi Joker’in kaos yaratma amacı güden gerçek kötülüğünden uzaklaştıracaktı. Ama illa da bir geçmiş bulmak istersek hepimiz en romantik geçmişi tercih ederiz.

BAĞLILIK, TRAJEDİ, ÇIKAR, ROMANTİZM

Hikayeye göre Joker mühendisliği bırakıp komedyenlik yapan bir adamdır. Karısı hamiledir. Bir süre sonra ailesine bakamamaya başlar. O sırada iki hırsızla tanışır. Hırsızlar ona bir teklifle gelir. Bir iskambil fabrikası soyulacaktır. Ona bir maske verirler. Tam soygunun yapılacağı zaman hamile karısının öldüğünü öğrenir ama hırsızlar onun gitmesine izin vermezler. Soygun sırasında bir çatışma çıkar ve iki güvenlik öldürülür. O sırada olay yerine Batman gelir ve orada Joker’i görür. Joker maskesiyle kaçmaya çalışırken kimyasal
dolu bir havuza girer. Olay yerinden kaçar ama kimyasaldan çıktıktan sonra suyun yansımasında maskeyi çıkardığı yüzüne bakar. Saçları yeşil, yüzü beyazdır. Maskedeki palyaço silüeti yüzüne kalıcı bir şekilde geçmiştir. Yaşadığı ağır travmayı çok komik bulur ve kahkahalar atmaya başlar. Ondan geriye artık hiçbir şey kalmamıştır. Anarşist bir kişiliğe bürünen Joker’in tek anlatmak istediği, insan doğasının deliliğe olan ihtiyacıdır. Ama Joker’in temsilcisi olduğu akımda sevgi, bağlılık, trajedi, romantizm, çıkar yoktur. Sebepsizlik ve sonuçsuzluk vardır.

“KuruLu düzeni aİt üst ettiğinde, her şey bir anda kaosa sürüklenir. Ben kaosun elçisiyim.
Kaos, adildir.”

Animasyon halinde de birçok kez izledik onu ana en etkileyici hallerini beyazperdede gördük. Joker, 1966 yapımı Batman filminde ve 1966-68 yılları arasında Batman dizisinde karşımıza çıktı. İkisinde de Cesar Romero, Joker rolündeydi. Bu dönemdeki Batman
dizi ve film fazlasıyla teatral ve karikatüristikti. Çizgi romanın birebir yansıması gibi. Romero da, sahnelerin tamamında kötülük yaparken gülerek bize Joker karakterini yansıtmaya çalışıyor.

19 SENELİK UZUN BİR ARA

Kötülük kavramını bir şeyler çalıp çırpmaktan kurtaran ise, kıymetli oyuncu
Jack Nicholson oldu. 1989 yapımı Batman filminde Joker rolündeki Nicholson ana karakterin önüne geçerek Joker’e hak ettiği değeri kazandırdı. Yan karakterin ana karakterin önüne geçmesi yönetmenin tercihi değil, oyuncunun ekstrasıdır. Filmin yönetmeni Tim Burton acaba 1980 yapımı The Shining filminde Nicholson’un aşırı psikopat oyunculuğu ve etkileyici performansından dolayı mı onu seçti bilemeyiz ama, öyle bir Joker gördük ki 19 sene kimse Joker karakteri yaratmaya çalışmadı.

Ta ki 2008’de Christopher Nolan’ın The Dark Knight filmine kadar. Joker’i Heath Ledger’in canladırdığı filmde, kaos ve kötülük öyle bir işlendi ki bu bir Batman filmi değil Joker filmi olarak hafızalara kazındı. Ladger’ın filmden sonra trajik bir şekilde ölmesi ve Oscar kazanması performansı daha çarpıcı hale getirdi. Filmde milyonlarca doları çalıp sadece yakması ise sadece sorun yaratmak için kötülük yapmak amacını güttüğünü karakterin dimağlara kazımaya yetti.

“Ben kötü biri değilim, sen iyi biri olmamı haketmemişsindir.”

2016’da Suicide Squad filminde Oscarlı oyuncu Jared Leto, Joker olarak karşımıza çıktı.
Yönetmen David Ayer mi deli değildi ya da Leto’nun deliliği mi yetmedi bilmiyoruz
ama beklentiyi karşılamadı. Belki de Joker aşk-meşk konuları içinde yerini tam bulamadı. (bkz. Harley Quinn) Ne olursa olsun eğer bir süper kahraman filmi çekiyorsanız Supermen’i Batman’i, Hulk’u, Spiderman’i istediğiniz kişi olarak seçebilirsiniz ama eğer bir Joker oynatmak istiyorsanız iki kere düşünmeniz lazım.

Bu yıl Hangover serisinden tanıdığımız yönetmen Todd Phillips, topa tekrar girerek Joker’i bu sefer ana karakter olarak beyazperdeye çıkarıyor. Ekim ayında vizyona girecek olan filmde Joker’i Joaquin Phoenix canlandıracak. Çıta tavana çıkacak gibi duruyor zira Joker’in
hayatı ilk defa özel bir şekilde işleniyor. Fragmandan gördüğümüz kadarıyla karakter ilk kez bu kadar derinlemesine işleniyor. Romantik son isteyenlerin aksine kaosu bol, trajedisi dozunda kadar, kötülüğü olması gerektiği kadar bir Joker için beklemedeyiz.