Karanlık afrodit: Lady Gaga

Doğuştan müzisyen, sonradan dansçı, eğitimli oyuncu. Zaten müziğin kendisine en kolay gelen şey olduğunu, tanrı vergisi olduğunu söylüyor. Dans ise öyle olmayabilirmiş! Oscar’ı da kaptı!

Oyunculuğu ise lise zamanlarından; 10 yıl boyunca Lee Strasberg Tiyatro ve Film Okulu’nda metot oyunculuğu eğitimi aldı, tiyatrolarda oynadı hatta 15 yaşındayken, ülkemizdeki bazı dizilere de ilham veren meşhur The Sopranos‘un The Telltale Moozadell adlı bölümünde küçük bir rol aldı. “Kadın Warhol olmaya çalışıyorum” diyor ayrıca resim çizmek, film ve fotoğraf çekmek istediğini söylüyordu.

Piyanoyla hatırladığı ilk temas, 4 yaşında gerçekleşmiş. Ergenlik zamanı açık mikrofon gecelerinde müziğini küçük kitlelere ulaştırmaya başlamış. 17’sinde önemli adımı atıyor, New York Üniversitesi Tisch Sanat Okulu’na kabul alıyor ve başlıyor macera.

Müziğin yanı sıra söz yazarlığını da geliştiriyor bu dönemde. Sırrını da açıklayalım: ‘Essay’ yazmak. Evet, İtalyan kökenli Fransız izli Stefani Joanne Angelina Germanotta; sanat, din, toplumsal meseleler ve politika hakkında yazdıkça yazarmış.

Kolaj : Ece ULUSUM

Deneme bir, iki! 
2005’te bir sesli kitap şirketi için hiphop müzisyeni Grandmaster Melle Mel‘le iki parça yaptılar, ardından kendi grubunu kurdu: SGBand. Kulüplerde çıktılar ve malumun ilamı gerçekleşti. Yetenek avcısı Wendy Starland kendisini prodüktör Rob Fusari‘ye önerdi. Sadece kariyeri açısından değil, kimliğinin oturması açısından da önemli bir nokta. Öyle ya; adını o verdi ikona, Queen‘in Radio Ga Ga şarkısından gelen Lady Gaga.

Team Lovechild adlı şirketi kurdular, elektro-pop parçalarını piyasaya salmaya başladılar.  Müjde geldi, Def Jam Recordings Lady Gaga‘yı transfer etti. Ancak birliktelik 3 ayı geçmedi ve girişim başarısızlıkla sonuçlandı, Gaga döndü baba ocağına; Neo-burlesque şovlarına çıkmaya başladı.

Biraz Bowie biraz Freddie
Kısa süre sonra performans sanatçısı olan ekürisini buldu. Lady Stairlight‘la 2007’de müzik festivali Lollapalouza‘ya çıkmayı başardılar. Lady, bir eküriden de fazlasıydı, onun sahne imajını yarattı, sonra zaten önü açıktı. Avangart elektronik dans müziğine odaklanan Gaga, müziğine Queen ve David Bowie‘den kattı birkaç tutam. Şarkılar Vincent Herbert‘e ulaştı, Intercope bünyesindeki Streamline Records‘la anlaşma imzalandı. Ardından söz yazarlığı için yazdığı essay’lerin meyvesini toplamaya başladı.

Sony, pop müziğe birkaç yıl sonra damga vuracak sanatçıyı, Britney Spears, Pussycat Dolls ve Fergie gibi isimlere söz yazması için işe aldı. Ardından bir kayıtta referans vokalliğini yaptığı Akon, onu kendi şirketi Kon Live‘a “En iyi oyuncum” diyerek aldı.

‘Benim adım Lady Gaga’
Müzik şirketlerinin radarından çıkamıyordu ancak radyo şirketleri işe pek sıcak bakmıyordu. Müziğine müstehcen, ‘fazla dans’, ‘çok yeraltı’ dediler ancak o kendinden emindi: “Benim adım Lady Gaga, yıllardır buradayım ve sıradaki de bu.” Sıradaki gerçekten de buydu, 2009 Ağustos’unda ilk albümü The Fame‘i yayınladı; Avusturya, Kanada, Almanya, İrlanda, İsviçre ve Birleşik Krallık’ta 1 numaraya ulaştı, Avustralya ve Amerika’daysa ilk 5’e. Just Dance ve  Poker Face teklileri Birleşik Krallık, Amerika, Avustralya ve Kanada’da 1 numaraya çıktı.
Poker Face yaklaşık 10 milyon satarak yılın en çok satan teklisi oldu ve Billboard’un dijital listesinde tam 83 hafta zirvede kaldı. Albüm, Grammy‘de en iyi elektronik dans albümü, Poker Face ise en iyi dans parçası seçildi.

8/13
2010 MTV Video Müzik Ödülleri’nde 13 adaylıktan 8’ini kazandı.

Zıtlığın cazibesi

The Fame albümünün getirdiği rakamlar bu şöhret canavarı iştahlı istatistik yıldızını doyurmuyordu. İçimde kalmasın demiş olsa gerek bir de The Fame Monster‘ı çıkardı. Burada bir parantez açmak gerek, The Fame sanatçının demo kişiliği gibiydi. İyi bir elektro dans pop albümüydü.

Ancak devam niteliğindeki albümde Alejandro ve Bad Romance gibi parçalar tezatlık içeriyor ve bu sanatçının orijinalliğini yansıtıyordu. Katolik Ligi tarafından kafirlikle suçlanmasına sebep olan parçası Alejandro‘nun girişindeki konuşma komik bir romantizm içeriyordu,

şarkı neşeli seyrederken eski usül bir acıklılık da çarpıyordu yüzümüze. Gerek müzikal gerek anlamsal açıdan inişli çıkışlıydı. MTV‘de en iyi kadın pop vokali ödülünü kazandıran Bad Romance‘te ise elektro dans öğeleri verse’lerce süregeliyor, nakaratta ise yine bir yumuşama ve hüzün duyuluyordu.

 

Rekorların efendisi

Nisan 2010’da Bad Romance YouTube‘da en çok izlenen video oldu, Ekim’de ise Gaga 1 milyar tıkı geçerek platformun en çok görüntülenmiş ismi oldu. O zamanlar için astronomik bir sayı! Aynı yıl MTV Video Müzik Ödülleri’nde bir yılda en çok adaylık alan isim oldu, 13 adaylıktan 8’ini aldı ve Yılın Videosu için iki adaylığı bulunan ilk kadın oldu. Birleşik Krallık tekli listesinde 150 hafta kalarak ayrı bir rekor kırdı.
Sadece Amerika’da 11 milyon 100 bin indirmeyle en çok indirme alan kadın ünvanını Guinness Rekorlar Kitabı‘na koydu. The Fame ve The Fame Monster 15 milyon sattı ve ikinci turnesine çıkıp 227 milyon 400 bin dolar kazanarak ilk albüm turnesinde en çok kazanan sanatçı oldu. Bu sırada çıkardığı The Remix albümü tüm zamanların en çok satan remiks albümleri arasına girdi.

Bu dönemde iş dünyasına da girdi, Monster’la işbirliği yapıp kendi kulaklıklarını piyasaya sürdü, bir tüketici elektroniği ve gözlük şirketinin yaratıcı yönetmenliğini yaptı. 2011’de ise Born This Way albümündeki aynı isimli tekli 5 günde 1 milyon satışı geçti, Guinness’e iTunes’un en hızlı satan tekli olarak girdi. Albümden kısaca söz etmek gerekirse önceki ikiliden pek farkı yoktu. Zaten ünlü tekli Judas‘ın tekrarlı nakaratı adeta Bad Romance‘ın nakaratının tamamlayıcısı!
                                                           150 hafta
               Lady Gaga’nın Birleşik Krallık tekli listesinde kalarak rekor kırdığı süre.

                                                           227.400.000
                        Lady Gaga’nın The Fame Monster turnesinde elde ettiği gelir.