Kişisel gelişim ve Nilüfer Yanya

Esra Gündoğdu

Nilüfer Yanya’yı ilk gördüğümde kendime “Adı gerçekten Nilüfer mi ve gerçekten Türk mü?” diye sormuştum. Aramızda 4 yaş, bambaşka coğrafyalar ve saç tiplerimiz gibi belirgin farklar olmasına rağmen, Nilüfer’in cesur şarkılarında ortaklaşıyoruz. Bu kız, kendini ifade etme biçimiyle güncel müzikte çok özgün bir noktada duruyor. Yellow Days’i anlatırken King Krule ile birlikte üçünün voltranı oluşturduğundan söz etmiştim. Bu üçlüde Yellow Days’in şarkıları depresyonla, King Krule’un şarkıları agresyonla mücadelenizde size iyi gelirken, Nilüfer’inkiler mükemmel olma dayatmalarına karşı direncinizi arttırıyor.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

DC!! ✨😭✨😭 I won’t forget u @uhalldc @ellisdupuy killing those drums 💎

Nilufer Yanya (@niluferyanyaaaaaa)’in paylaştığı bir gönderi ()

Londra’da doğup büyümüş Nilüfer’in annesi İrlandalı/Bajan bir tekstil tasarımcısı, babası da Türk bir ressam. Çocukluğundan beri zaten sanatla hep iç içe olmuş. Müzisyen olmayı çok istemiş ve ilk enstrümanı piyanoymuş. Sonrasında 12 yaşında öğrenmeye başladığı gitarla ilgili her şeye âşık olmuş. Zaten erken yaşlarda ona ilham veren neredeyse tüm gruplar da Pixies, Cure gibi gitar müziği yapan gruplar. Eğer müzisyen olmasaydı kesinlikle sanat okuluna gideceğini anlatmış bir röportajında. Büyürken müze gezmeye ve sanat etkinliklerine ciddi anlamda mesai harcamış bu kızın aşırı güncel ve trend görüntüsü arkasında dolu dolu bir sanatsal birikim var.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Nilufer Yanya (@niluferyanyaaaaaa)’in paylaştığı bir gönderi ()

Çoğumuz Nilüfer Yanya ismini ilk defa 2016’da duyduk. Hayatta en sevdiğim 5 şarkıdan biri diyebileceğim Pixies’in Hey’i, ondan duyduğum ilk şarkıydı ve 3 yıl geçmiş olmasına rağmen bendeki artçı etkileri hâlâ sürüyor. Nilüfer’in çiğ sesi ve çıplak sound’u o kadar özgün ki, şarkıyı bambaşka bir yere taşımış. Söylediği her şey bir avuç cam bilyeyi mermer zemine fırlatıyormuş gibi keskin bir etki yaratıyor. 2016’da Londra indie çevrelerinde iyice tanınmaya başlayan Nilüfer Yanya için, aynı yıl çıkardığı ilk EP’si Small Crimes/Keep On Calling ile yoğun bir konser dönemi başlamış. O zaman henüz 20 yaşında olan Nilüfer’in oldukça trend ve kendine has imajını o zamandan beri görsel dil olarak videolarında ve diğer artwork’lerinde de görebiliyoruz. Bu arada, Nilüfer’in art direktörlüğünü kardeşi Molly yapıyor.

Birçok röportajında çok utangaç olduğunu dile getiren Yanya için kız kardeşi, daima içe dönük tarafını gerektiğinde dışarı çeviren etken olmuş. Aile ilişkileri gerçekten çok kuvvetli, ikisinin de Instagram sayfaları anne babalarıyla, dede ve anneanneleriyle çekildikleri sevgi dolu fotoğraflarla dolu.

Nilüfer 2017’de ikinci EP’si Plant Feed’i yayınladığında, kendine ciddi mecralarda ve listelerde yer buldu. Hem sürekli turda olduğu hem de birlikte müzik yaptığı insanlardan ayrı olduğu için, ilk albümü Miss Universe’i kendine söz verdiği gibi 2018’de değil, 2019 yılının başında yayınlayabildi. Albüm kaydını Los Angeles’ta ve Londra’da yaptı. Hatta Londra’daki kayıt yeri teyzesi ve eniştesinin stüdyosuydu. Nilüfer bunun onu çok rahatlattığını ve yargılanmadan özgürce her şeyi deneyebileceğini hissettirdiğini söylüyor.

Miss Universe, 17 şarkıdan oluşan 52 dakikalık bir albüm. Daha doğrusu mükemmel olmak zorunda olmama konsepti çerçevesinde kurulmuş 5 anonsluk ve 12 şarkılık bir anti-kişisel gelişim manifestosu. Albüme WWAY HEALTH ile başlıyoruz ve Nilüfer, Siri’ye benzer bir tonda, kendine yardım programlarından birine kayıt oluyormuşuz gibi bize şunu söylüyor: “Bilgilerini girdiğin için teşekkür ederiz, 7/24 senin için buradayız, seninle ilgili endişeleniyoruz, seni önemsiyoruz, hiçbir şey yapmak zorunda değilsin.” Şarkılarında kendini geliştirme demiyor, geliştiğin kadarı da hiç fena değil tarafı ağır basıyor.

Albümdeki Paralysed, In Your Head gibi şarkılarda Nilüfer’in bahsetmekten pek de çekinmediği paranoyalarına sık sık denk gelmek mümkün. İkinci anons Experience bir cennet deneyiminden bahsediyor ve “Cennet olsa orda ne yaşardın?” diye soruyor. 3. anons Warning’de sıcak bölgeye girdiğimiz ve dikkatli olmamız gerektiğinden, olası yaralanmalardan WWAY HEALTH’in sorumlu olmadığını hatırlattıktan sonra Heat Rises’ı dinliyoruz. Yani aslında Miss Universe’de Nilüfer bize, zekice kurgusuyla kendi çekişmeleriyle dolu iç dünyasının basit bir simülasyonunu sunuyor.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

In Your Head 😩shooting this was such a dream @apocalypticvirgin @angelique.d.r @girlsinfilm_gif @nikolavasakova @sonjatsypin

Nilufer Yanya (@niluferyanyaaaaaa)’in paylaştığı bir gönderi ()

Nilüfer’in kendine özgü sarsıntılı sesi, ifadesindeki şeffaflık ve görsel işleri inanılmaz bir bütünlük içinde. Aslında onun işleri her yönüyle düşünülmüş bir sanat projesi. Dünyanın değişik şehirlerindeyken çektiği görüntüler ve oldukça popüler kolaj videoları da özgün değil belki ama oldukça eğlenceli. Leopar desenli bluzu, kocaman halka küpeleri ve yeşil eşofmanıyla 23 yaşındaki herhangi bir kızdan farksız görünse de, zayıflıklarını ve paranoyalarını öne çıkarabiliyor olması onu yaşıtlarından ayırıyor.

Nilüfer’e göre Miss Universe onun sadece ilk albümü ve bu o kadar da büyütülecek bir şey değil. Çok özgün bir müzikal hadise olarak Yanya gözlerimizin önünde büyürken, her adımını ilgiyle izliyorum. 2018’de Babylon’daki Güneşin Kızları serisi kapsamında gerçekleşen konseri müthişti, onu yeniden buralarda görebilmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.