Mario Batkovic: Kendimi akordeon sanatçısı olarak görmüyorum

Mario Batkovic, kendine has bir müzisyen. Akordeonuna kavuşmadan önce biraz bocalamış, gençliğini kendi kalan enstrümanının hangisi olduğunu bulmakla geçirmiş. Ciddi bir eğitimi var, Hannover’da lisans, Basel’de oda müziği doğaçlaması için yüksek lisans eğitimleri aldı. Klasik eğitimine rağmen birçok grupla sahne aldı, prodüktörlük yaptı, filmler için besteler hazırladı, turneler yaptı…

İstanbul’da Kasım 2018’de tadı damağımızda kalan bir konser vermişti. 11-12 Ekim’de iki gece üst üste Salon’da sahne alacak sanatçı sorularımızı da yanıtladı..

❏ Besteci olarak çok popülersiniz ancak solo entrümanist olarak albümünüz 2017’de çıkmış. Bu kadar geç fark edilmenizin altında ne var?

Solo albümden önce birçok grupla farklı projelerim oldu ama hiç kendi adıma bir iş olmamıştı. Enstrümanımı uzun süredir çalıyorum, çalma biçimimi keşfetmem de zaman aldı. Diğer konu, ortam hazır değildi! Şimdi birine gidip “Ben akordeon çalıyorum, rock yapıyorum” dediğinizde bayılıyorlar. Zamanı ancak geldi yani, her şeyin hazır olması ve bu albümü yapabilmem için on yıl beklemem gerekti.

❏ Film müzikleriyle tanınıyorsunuz ama oyun dünyasında da varsınız. RDR 2‘deki parçanızla da dikkat çekiyorsunuz. Orada gerilimli bir sound, filmlerde romantik. Oyun ve film müziği yapmaktaki en belirgin fark ne?

Oyun ve film soundtrack’i arasında çok da fark yok aslında. Film bestelerimin romantik duyulmasının sebebi, henüz bir korku filmi işi almamış olmam! (Gülüyor.) Soundtrack yaparken hikayeler için müzikler oluşturuyorsunuz. Bunu seviyorum çünkü bağımsız hissettiriyor. Sahnede seyirci çok tutucu olabiliyor.

Filmde işler daha rahat. Film hip-hop, elektronik ya da tatlı bir piyano melodisi gerektirebilir, ben de yaparım. Farklı türleri denemeyi seviyorum. Yani oyun ve film soundtrack’i arasındaki tek fark, filmin yaklaşık bir buçuk saat uzunlukta olması. Gidip bin müzisyenle çalamıyorsunuz yani. Oyunda saatlerce vakit geçiriliyor, insanlar bazen aynı yerlere gidiyorlar. Bitmeyen bir hikaye gibi yani…

❏ Bosna kültüründe yeri önemli olan bir enstrüman çalıyorsunuz. İsviçre’deki deneyiminizi de düşünürsek, enstrümanınızla nasıl bir ilişkiniz var?

Her zaman sistemin tam karşısındaydım, hayatımdaki sistemi de çok değiştirmem gerekti.Bosna’daydım, İsviçre’ye gittim, Almanya’da okudum, sonra tekrar İsviçre… Gençlik yıllarında bu kadar yer değiştirince ne iyi, ne kötü biraz karıştırılabiliyor. Müzik benim için tüm bunlara bir direnme biçimiydi. Bir hayatta kalma biçimiydi hatta, kendimi etrafımdaki tüm kaosun karşısına yerleştirmiştim çünkü. Enstrümanımla böyle bir ilişkim var yani!

❏ Enstrümanınızın nasıl bir hikayesi var? Sahne dışında ne kadar vakit geçirirsiniz?

Sahnede değilsem enstrümanımla çok fazla zaman geçirmiyorum. Her gün pratik yapmıyorum. Bu yüzden kendimi akordeon sanatçısı olarak görmüyorum! Çünkü akordeon sanatçısı arkadaşlarım günde 7 saatini akordeon çalarak geçiriyor. Ben oturup geleneksel şekilde pratik yapmıyorum. Stüdyomda bir sürü enstrüman var, kendimi daha çok besteci olarak görüyorum.

Enstrümanımla ilişkim çok garip çünkü çoğunlukla sesini gerçekten çok seviyorum. Akordeon aynı zamanda benim seçtiğim bir şey değil. Sadece çevremde başka bir enstrüman yoktu ve bu enstrüman ile profesyonel müzisyen oldum! Ama hep profesyonel bir gitar sanatçısı olmak istedim. Akordeonu da gitar sanatçısı gibi çalmaya çalıştım. Sonuçta enstrümanımla bir odada baş başa kaldığımda ona karşı sevgi doluyum. Dışarı çıktığımda ve sokaklardaki müziği duyduğumda enstrümanımdan nefret ediyorum. Çünkü hiç kolay değil!

Akordeon çalmaya kolay diyorsanız o zaman MTV’ye gidin, kapıyı çalın ve akordeon ile müzik yapıyorum deyin. Bunca senedir yaptıklarımdan sonra işler daha kolay ama uzun süre kapalı kapılarla uğraştım. Ben de kapıları yıkmayı seçtim.

❏ Spotify’da en çok dinlenen ilk iki parçanız RDR‘dekiler. Bundan sonra sizi daha sık oyun soundtrack’lerinde görecek miyiz?

Tabii ki yeni soundtrack’lerimi yakında dinlemenizi isterim. Şu anda üç ay içinde bitirmem gereken iki farklı soundtrack üzerine çalışıyorum. İsviçre’de başka bir projem var. Bu hafta stüdyodayım. Elektronik çalışmalarım üzerine çalışıyorum. EP çıkacak. Birçok müzisyenle iş birliklerim var. Hiç durmuyorum ve çok mutluyum. Bu ünlü oyunun soundrack’ını yaptığımı biliyorum ve benim bir parçam. Bana tabii ki ilham veriyor. Tek yönlü olmam ama.

Klasik müzik yapabilirim, elektronik müzik yapabilirim, yeni enstrümanlar yapabilirim, dark, metal ve rock yapabilirim. Soundtrack’ler güzel bir oyun alanı.

Konserde bizi nasıl bir setlist bekliyor?

Hiçbir zaman setlist’im olmuyor! (Gülüyor) O yüzden benim için komik bir soru. Genelde solo albümümden geleneksel şarkıları çalıyorum.

Yalnız olduğum için istediğim değişikliği yapma özgürlüğüm var. İnsanların ne beklemesi gerektiğini soruyorsanız, tabii ki solo albümüm. Ama aynı zamanda birçok yeni şarkı var.

Konserlerime 3-4 senedir hep aynı şarkı ile başlarım. Ondan sonra her şey olabilir. Seyirciye ve benim o anki duygularıma bağlı.

Bundan sonraki projeleriniz neler?

Bugün 15 saatimi çalışarak ve değişik şeyler deneyerek stüdyoda geçirdim. Yeni bir şeyler yapıyor muyum, bilmiyorum! Yeni solo albüm gibi bir çalışma değil. Belki olabilir, göreceğiz. Gelecek 10 gün stüdyodayım.

Stüdyoda gerçeklikten kopuyorsunuz, dünyayı unutuyorsunuz. Çok değişik! Gelecekte bu var. Bir de, daha önce söylediğim gibi EP çıkıyor.