Polo & Pan: Müziğimizin esanslarını bir imza gibi taşıyoruz

Batuhan K. Ocakçı

Paul Armand-Delille ve Alexandre Grynszpan, sahne adlarıyla Polo & Pan, Fransa’nın ünlü kulübü Le Baron’dan doğdu. Debut albümlerini 2017’de yayınladılar, dünyanın pek çok yerinde çok sevildiler. Türkiye  de buna dahil, 2018 Mayıs’ında Zorlu PSM Caz Festivali, 2019 Kasım’da MIX Festival için İstanbul’a gelmiş ve çok beğenilmişlerdi.

Müzik dünyasının en heyecan verici gruplarından kabul edilen ikili Polo & Pan 4 Ekim İzmir Arena’da, 5 Ekim’de İstanbul Volkswagen Arena’da sahne alacak. Öncesinde grubun Polo’su Paul Armand-Delille’le müzik hayatlarından parfümlere uzanan bir sohbetimiz oldu.

❏ Kariyerinizde Le Baron kulubünün büyük etkisi oldu. Kulüpler yeni müzikleri keşfetmek için eskisi kadar etkili mi sizce?

Bir bakıma bunu söyleyebiliriz. Mesele daha çok jenerasyon ile alakalı. Müzikle ilgilenen 16- 25 yaş arasında bir gençseniz, evet, kulüplerde çok şey keşfediyorsunuz. Fakat kulüpler artık benim için çok söz konusu değil! Kırklı yaşlarıma yaklaşıyorum ve kulüp günlerini geride bırakıyorum. Çok sık turnelerim var ve kulüplere gidip çok bir şey keşfedemiyorum. Yine de kulüpler bu işin bir parçası. Orada müziği farklı duyuyor ve hissediyorsunuz. Evde oturup internetten dinlemekten oldukça farklı.

❏ Müziğiniz uyuşturucuyla çok bağdaştırılıyor, ne dersiniz?

Evet, müziklerimizde masalsı bir sahne oluyor. Disney ve Oz Büyücüsü göndermeleri var. Bunları uyuşturucuyla bağdaştırabilirsiniz. Yoruma açık. Kitlemizin çoğunluğu uyuşturucu kullanmıyor. Elbette bazıları “İnanılmaz! Dorothy şarkısını LSD ile dinlemelisin” ya da “Bakara şarkısını hapla denemelisin!” diyebiliyor. DJ olarak bazı tecrübeler edindik ve biliyorsunuz, müzik bunun için yapılmıyor.

Kişisel tüketimlerimizi çok detaylandırmayacağım ama konuyla ilgili tecrübelerimiz var ve ürettiğimiz müzik üzerine etkileri oluyor. Müziğimizin insanlara uyuşturucu kullanmadan da benzeri etkileri yaşatmasını isteriz. Özellikle meth, sakın kullanmayın!

❏ ‘Yazlık’ bir grup olarak görülüyorsunuz. Güneş, gökkuşağı, deniz… Kullandığınız motifler yaz mevsimini ve iç ısıtan anları hatırlatıyor. Ancak malum, kış geliyor. Bu mevsim değişimiyle grubun da karanlık bir yönünü görecek miyiz acaba? Gelecekte daha karanlık bir sound belki?

Polo & Pan’in çok sevdiğimiz ve öne çıkardığımız iyimser bir yönü var. En başından beri karanlık yönler de oldu, Twilight şarkısı gibi. Dorothy de mesela, majör başlayıp minör biten bir şarkı ve sonlara doğru daha da derinleşiyor. Popüler şarkılarımızda ağırlıkla Brezilya etkisi var. Ne üretebileceğimizi düşünüyoruz ve elbette karanlık şarkılar da olacaktır.

❏ Dünya çapında bir DJ’lik modası başladı. Basketbolcular, mankenler, internet fenomenleri… Bazıları bunun türü çok basitleştirdiği yorumunda bulunuyor. Ne dersiniz?

Bugünlerde herkes DJ olabilir. Herkes sevdiği şarkıları derleyebilir ve aynı BPM’de geçişler yapabilir. Fakat tüm bunlar sizi iyi bir DJ yapmaz. 6 aydır DJ’lik yapan ünlü birisiyle müziği seven ve 20 yıldır DJ’lik yapan birisinin tecrübesi aynı olamaz. Bu kötü bir şey değil. Durumu geçmiş yıllardaki rock gruplarına benzetebilirsiniz. Artık her yerde, her partide bir DJ var. Ne yapabilirsiniz ki, yorumlamak zor. (Gülüyor.)

❏ Sahne tasarımı sizin için önemli mi? Işık ve görsel düzenlemeler performansınızı nasıl etkiliyor?

Elbette, çoğunlukla filmlerden ve sinematografiden etkileniyoruz. Sahne performanslarını da genellikle filmsel bir anlayışla kurguluyoruz. Bir başlangıcı, sonu ve orta kısımda birtakım maceralar var. Sahne ışıkları müziğin hikayeyi ve hikaye anlatısını destekleyecek biçimde olmalı.

❏ Kendi bestelerinizin yanı sıra remiksler de yapıyorsunuz. Şarkıları nasıl belirliyorsunuz?

Sevdiğimiz birçok şeyin edit’ini yapıyoruz, eski müzikler genelde. Remiksleri biraz görünürlük kazanmak için yeni başladığımız zamanlarda yapıyorduk. Son zamanlarda çok yapmadık ama yapmak isteriz. Öncelikle şarkıyı çok sevmemiz gerekiyor. İçinde ilgi çekici bir şeyler bulmamız gerek. Bunları gözeterek remiks yapıyoruz. Elbette çok teklif alıyoruz fakat yaptığımız işin grubun geçmişine uygun olmasını ve single gibi ses getirmesini istiyoruz.

❏ Dünya çapında turlar yapıyorsunuz. Biriktirdiğiniz şeyler var mı? Kartpostal gibi hatıralıklar belki…

İstanbul’dan mı? İstanbul’da hayatımın aşkıyla tanıştım. Şu an beraberiz, tüm olay bu.

❏ Hangi enstrümanları ve ekipmanları kullanıyorsunuz?

Sahnede birtakım ‘DJ işi’ anlar yaratmak için midi kontrolör ve turntable gibi ekipmanları bulunduruyoruz. Stüdyoda ise çok çeşitli enstrümanlar bulunuyor. Nadir enstrümanlar bulmak için uğraşıyoruz ve onları çalabilecek insanlarla iletişim kurmaya çalışıyoruz. Gerçek enstrümanları kaydedip sonrasında midi kontrolörle devam ediyoruz. Hatta cam, su ve metal sesi gibi şeyleri kaydedip kullandığımız da oluyor.

❏ Setlist’i nasıl belirliyorsunuz?

Daha önce bahsettiğim film benzetmesi gibi… Bir hikaye anlatmalısın ve başladığın ve varacağın noktayı seçmelisin. Yap-boz parçaları gibi. Mantıklı bir bütün oluşturmalı. Çaldığımız yerlere göre canlı setlerimiz zaman içerisinde evrildi diyebiliriz. Uzun ya da kısa bir setlist tercihi yapıyoruz. Geç bir saatte çalacaksak kulüp tarzına yöneliyoruz ya da tam tersine erken bir saatte çalacaksak pop tarzı tercih ediyoruz. Birçok değişkene göre şekil alıyor. Eğer tecrübeli bir DJ iseniz mekana ve seyirciye göre setlist hazırlayabiliyorsunuz.

❏ Müzik dışında neler yapıyorsunuz?

Resim yapıyorum, tenis oynuyorum. Koşmayı seviyorum, yarı maraton koşmuşluğum var. Bir de iyi düzeyde satranç oynuyorum.

❏ Afişinizde çiçek öğelerini bolca kullanıyorsunuz. Çiçeklerle aranızda nasıl bir bağ var, Fransız-parfüm ilişkisine benzetebilir miyiz?

Sanırım. Parfüm yapımıyla ilgili profesyonel olmasa da bir fikrim var, evet. Müziğin de tıpkı parfüm yapımı gibi benzeri temelleri ve esansları var. Yaptığımız müzikte sevdiğimiz ve tutunduğumuz bazı altyapıları, davulları ve basları korumaya çalışıyoruz. Bunları sürekli değiştirmektense müziğimizin esanslarını bir imza gibi taşıyoruz.

❏ Büyük bir festival mi, küçük bir kulüp mü? İkisinde de çalmış bir ekip olarak auralarını nasıl kıyaslarsınız, hangisini tercih edersiniz?

İkisini de eğlenceli buluyorum. Modunuz çaldığınız güne göre de değişiyor tabii. DJ’lik biraz da doğaçlamayla ilgili. Canlı performanslarda bütün unsurları göz önünde bulundurmalısınız. Eğer belli bir şekilde doğaçlama yaptıysanız bir daha aynı şekilde yapamazsınız.

Bu ilk turnemizde performanslarımız doğaçlamalara pek açık değil. Bu durumu ikinci turnede elbette değiştirmeye çalışacağız ama ilkinde her şeyi doğru düzgün yapmanız lazım.

❏ Seyirciyi ne bekliyor?

Seyirci eksiksiz bir performans izleyecek. Amerika’da bir çok yenilik yaptık. Sahnemizi çok geliştirdiğimize inanıyorum. Müthiş kıyafetlerimiz var. Bütün detayları vermeyeceğim, gelip görmeniz lazım!