Popülerin Klasikten Arağı

Arda AŞIK

Hayatımda duyar duymaz etkilendiğim ilk parça Pet Shop Boys‘un Go West‘i olsa gerek… Sahi pop müzisyenler bu güzel ezgilerini nereden buluyorlardı? Telegraph’ın klasik müzik yazarı Ivan Hewett‘e göre cevap klasik müzikte. Manchester çıkışlı pop grubu Take on That‘in vokali, döneminin en başarılı söz yazarlarından Gary Barlow, Edward Elgar‘ın bestlediği Enigma Variations‘taki meşhur Nimrod Variation‘dan bir şeyler aldığını itiraf etti. Barlow ilk değildi, popüler müzisyenler klasik müzisyenlerden hep ‘çalıyordu’. Larry Clinton‘ın My Reverie parçası, Debussy, Kismet ve neredeyse tamamen Rus besteci Alexander Borodin‘den alıntıydı.

Pop devrine girdiğimizdeyse örnekler katlanarak artıyor. Procul Harum‘un Whiter Shade of Pale‘i; Bach’ın 2 numaralı eserinden, S Club 7‘ın Natural’ından, Fauré‘nin Pavane‘sinden arak yapan birçok parçadan yalnızca biri olan ve Chopin‘in Fourth Prelude‘ünden ilham alınmış, Radiohead‘in Exit Music (For a Film) adlı parçasının bir karışımı niteliğinde. Ivan Hewett, geçen aylarda Royal Albert Hall’da gerçekleşen Ceremony of Remembrance‘ta dinlediği Born to Fly parçası için “McFly grubunun, Puccini‘nin Nessun Dorma‘sını yüzsüzce sömürmesi gülünç” diyor.

Peki neden? Barlow’a göre klasiğin çekiciliği basit olmasında yatıyor, “On ikincileri, minör majör yedinci akorları ve artırılmış altıncıları bir araya getiriyordum; bir basitlik lazımdı ve Nimrod, ihtiyacım olan zemini bana verdi” diyor.

Klasik müzik bestecileri, yedinci ve artırılmış altıncı akorları içeren oldukça karmaşık şeylerle boğuşmak zorundalar. Kaldı ki Elgar’ın Nimrod’u pek basit sayılmaz. Acaba Barlow, oyunları seven Elgar’ın melodiyi kurmak için bir ritmi alıp baştan sona ve sonra sondan başa tekrar etmek gibi dahiyane bir yol kullandığını fark etmiş midir? Bu arada Take on That’deki Elgar etkisini fark etmek çok kolay değil. Doğruluğu kesin bir şey varsa o da grubun şarkılarının Elgar’ın müziğindeki basitlikler üzerine kurulmuş olduğu. O, klasik müziğe olağanüstü gücünü veren şeyin arketipik ve bu yüzden basit harmonik ve melodik kalıbın örüntüsüyle ortaya yeni gözüken bir şey çıkması olduğunu fark etti.

Bu arada Go West’e dönersek, Pachelbel’in Canon’ından alınmış. Ancak bu karşı konulamaz, tekrar eden bası icat eden de Pachelbel değilmiş. Rönesans müziğinin ortak noktası bu… Ama tasarladığı kontrpuantal ona yeni bir hayat vermiş. Velhasıl kelam yaratıcılık hırsızlığının tek fail’i pop değil, tek mağdurun klasik müzik olmadığı gibi. İkisi de müziğin ebedi nimetlerinden yararlandı…