Miş’li muş’lu hayatlar

Timur AKKURT
Tekno Safari

Instagram’ı akıllı telefonu olan herkes neredeyse kullanıyor. We Are Social 2019 verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 38 milyon kişi Instagram kullanıyor. Yapılan pek çok araştırma sosyal medya kullanımının insanları depresyona sürüklediğini göstermekte. Bu ayın başlığı işte buradan geliyor.

İşin içinde biri olarak şunu söylemeliyim, bu mutsuzluk sadece takip edenler de değil, takip edilenlerde de yüksek oranda var. Çok uzun zamandır yazdığım, videolar yaptığım bir konu, dijital mutsuzluk. İşin ayarı kaçtığında yalan dünyanın gerçekleri daha da netleşiyor. Hep söylediğim ‘Twitter eşittir negatif, Instagram eşittir pozitif, Facebook eşittir emeklilik’ gibi bir denge oluşmuş durumda. İnsanlar bu platformlara ön yüklemesi yapılmış halde geliyor.

Örneğin, Twitter’da pozitif, mutluluk saçan bir paylaşım yaptığınızda etkileşiminiz negatif paylaşıma oranla bir hayli düşük oluyor. Instagram’da olumsuz bir şey paylaşırsanız etkileşiminiz yok denecek kadar az oluyor. Facebook bu anlamda daha stabil, 60+ yaş ortalaması olanlar zaten binbir güçlükle öğrendikleri bu teknolojiyi okey oynamak, torun fotoğrafı paylaşmak, okul arkadaş buluşmaları organize etmek ya da gün organizasyonlarında çektikleri fotoğrafları paylaşmak için kullanıyor.

BENİM YAZIMIN ANA PLATFORMU INSTAGRAM!

Benim çevremden gördüğüm, -kendimi de dahil edebilirim- kullanan herkes neredeyse çok mutsuz aslında. Sistem seni her şeye rağmen çok mutluymuş gibi görünmeye zorluyor. Zaten aslında etkileşimin ateşleyici gücü de buradan geliyor. İnsanlar başkalarının hayatlarını bir nevi röntgenleyerek ya kendini anlık iyi hissediyor ya da kendi bulunduğu şartlara göre kıyaslayarak mutsuzlaşıyor. Bu çok sakat bir durum.

Baktığınızda o harika paylaşımı yapan yüksek takipçili hesap aslında o gün hayatının en kötü günlerinden birini geçiriyor, inanılmaz yoğun ve yorgun. Paylaşımına baktığınızda elinde kokteyli havuz başında ve “Bugün de çok şükür bitti” yazarak paylaşımını yapıyor. Takipçiler gözlerini kısarak beğeni düğmesine basıyor. Aynı kişi yorum kısmına kimi “Yine çok tatlısın bize yaşam enerjisi veriyorsun” diyerek övüyor. Takip edilen “canım o sizin güzel enerjiniz” diyor. Neresinden bakarsanız bakın manyaklık. İki taraf da kafayı yemiş!

Aynı paylaşımı yüksek takipçili kişi şöyle yaptığında bakın neler oluyor! Günü kötü geçirdi ve paylaşımında saçlar darman duman, çökmüş bir yüz ifadesiyle “Ben bittim arkadaşlar” yazarak paylaştığında, takipçi şu yorumu yazıyor: “Ee… Sen de baydın ama biz buraya biraz moralimizi yükseltelim diye giriyoruz sen bittik diye yazıp perişan bir fotoğraf koyuyorsun” ?!?! Gerçekten yaşanıyor bunlar. Ciddi sorunlarımız var.

PAZARCI INSTAGRAMER’LAR

Neredeyse her paylaşımlarının arkasında size bir şey pazarlamaya çalışan bu hesaplar gerçekten korkunç! Ya bir elbiseye ya bir mekana ya bir tatil köyüne ya bir ayakkabıya dikkatinizi çekiyor. Zaman Tüneli’nde ayrı hikayelerde ayrı sürekli pazarcı gibi takılıyorlar. “Gel abla gel batan geminin malları bunlar” demedikleri kalmış durumda. Kiinsm bilir, yakında bunu da duyabiliriz.

Hesaplarına takipçi, beğeni, yorum satın alıyor ve bir şekilde ilgi çekiyorlarmış gibi yapıyorlar. Elbette hepsi için söylemiyorum, içlerinde çok profesyonel ve gerçek etkileşime sahip olanlar da var. 27 yıldır iletişim işi yapıyorum, doğru bir iş yapmıyorsunuz. Mümkün değil her an her şeyi pazarlamak, insanları ikna edemezsiniz. Markalara da burada dikkatli olmak düşüyor. Ajanslarının önerdiği her hesapla iş yapmamalı, sorgulamalısınız. Bir nevi markanızı ayaklara düşürmemelisiniz.

MİŞLİ MUŞLU HAYATLAR

Özellikle gençlerimizin durumu çok vahim! Bu yalan dünya onların karakterlerinin oturduğu, ergenlik hormonlarıyla mücadele ettiği dönemde onların resmen kısa devre yapmasına neden oluyor. Üstelik bu sadece bizim ülkemizde değil dünyanın her yerinde aynı sonuçları doğuruyor. Bir şekilde Instagram’da gördükleri, inanılmaz hayatları doğal olarak onlarda yaşamak istiyor. Aşırı mutsuz oluyorlar. Kendi yaşadıkları hayatı vasat ve yetersiz görüyorlar. Hatta bunun için ailelerini suçluyor, evde huzursuzluk çıkartıyorlar.

Kendilerinden çok büyük olmayan ama inanılmaz bir hayat yaşayan bu karakterler gibi olmak istiyorlar. Onun giydiği kıyafetleri almak, gözlüğü takmak, çantayı kullanmak, partilere gitmek, sürekli seyahat etmek, lüks arabalara binmek, en pahalı makyaj malzemelerini kullanmak, en iyi telefonlara sahip olmak istiyorlar. Onların penceresinden baktığınızda haksız sayılmazlar. Çalışmamak ya da çok az çalışıp sınırsızca özgürlüğün olduğu bir hayata özenmeleri o yaşta bir genç, çocuk için çok ama çok normal.

Böyle ortamları görüp eğitimlerine önem vermeleri gereken en önemli yıllarını yalan dünyaya imrenerek bakarak, özenerek geçiriyorlar. Kimi hırsızlık bile yapıyor, o alabilmesi imkansız şeyleri bir kerelik alıyor, kimi ‘mış gibi’ yaparak bir nebze de olsun durumum var gibi yapmaya çalışıyor. Sonuçta kaybediyor ve büyük bir hayal kırıklığı ile hayata daha yeni başladıkları bu ilk yıllarında büyük bir gol yiyerek başlıyorlar.

Bu çok ciddi bir toplumsal sorun. Üstelik yıllar geçtikçe büyüyecek bir sorun. Bu nesil bu travmayla bir hayat geçirecek. Hep aklında o neredeyse hiç çalışmayan ama muhteşem bir hayata sahip kahramanı onun uzun süre kendine gelmesine engel olacak. Kendine geldiğinde ve gerçekler yüzüne bir bir vurmaya başladığında iş işten geçmiş olacak. Bu iyi eğitim almamış, karakteri zedelenmiş, tarzı olmayan, yetenekleri varsa bile doğru yaşta geliştirmeye başlanamamış dolayısıyla da artık geliştirilemeyecek seviyede kalan gençler ne yapacaklar? Öncelikle kendilerine sonra topluma nasıl faydalı olacaklar?

Harikaymış gibi, çok kolaymış gibi hayatları sunanlara seslenmek istiyorum. Sorumluluk alın! Gerçek olun onlara kaliteli bir hayata nasıl ulaşabileceklerini de arada sırada anlatın. Tabi bir de şöyle bir durum var. Zaten işi çıkmaza sokan durum da bu oluyor. Bu hasbelkader dijital ünlü nasıl o noktaya geldi? Ne birikimi vardı da gençlere aktaracak? İşte tam bir sarmal.

ÇÖZÜM ÖNERİSİ

Yine daha önce de yazdım ama bir türlü ilgililerden ses alamadığım için tekrar yazıyorum. Bu işin tek çözümü var. Anaokulu seviyesinde başlanması gereken ve üniversite bitene kadar sürecek dijital bilinçlendirme çalışmaları. Yani tek çözüm: EĞİTİM. Bu işi çözmemizin tek yolu, beyinler kirlenmeden aşılamayı yapmak. Böylece çocuklarımızın, gençlerimizin bağışıklık sistemini güçlendirebiliriz. Hem ailelerin hem gençlerin eğitilmesi birinci önceliğimiz olmalı.

Zaten çok geç kaldık, bir nesli kaybettik. Daha fazlasını kaybedeceğimiz gün gibi ortadayken buna duyarsız kalmak gerçekten inanılmaz. Eskiden popçu, topçu, oyuncu olsun diye uğraşan aileler şimdi de çocukları fenomen olsun seferber olmuş durumda. Kolay para kazanmak diye bir şey yok. Bunu yapabilen çok az insan var. Sanki herkes yapabilirmiş gibi bir algı oluşturuluyor ve bu batağa insanlar çekiliyor. Hayatta kolay ne var? Gerçekçi olalım, ne kendimizi, ne çocuğumuzu ne de ülkemizi yakalım!